semerşah turism



kalp ehli




kan kardeşim
hayrınıza vesile

ersey turizm, semerşah
Yandex.Metrica
Tasavvufa farklı bir bakış
Efkan Doğan

Rehber Sağlam

Rehhber Sağlam Olmalı

"Prof. Hamdi Döndüren, Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde öğretim üyesi. İlahiyat alanlarıyla ilgili çok sayıda ilmi makalesi bulunan hocamızın, çok rağbet gören kitapları da bulunuyor. Bunlardan bazıları:
İslâm Hukukuna Göre Alım-Satımda Kâr Haddi ,Delilleriyle İslâm İlmihali,Delilleriyle Ticaret ve İktisat İlmihali,Delilleriyle Aile İlmihali,İslâmi Ölçülere Göre Ticaret Rehberi,Günümüzde Vakıf Meseleleri

Hocam sizi fıkıhla ilgili çalışmalarınızla tanıyoruz. İslâm’la ilgili konuşma ve yazılarda sık karşılaştığımız kavramlardan biri fıkıh. Bu ifadeden ne anlamalıyız?

Fıkıh ilmi, kişinin ibadet ve muameleler konusundaki davranış biçimini inceleyen bir bilimdir. Bu yüzden, inancın amel yönünü bu ilim ortaya koyar. Namaz kılma şeklinden, oruç, zekat ve haccın ifası; ticaret hayatından helâl ve haram sınırlarının belirlenmesi fıkhın konusudur. Bunları bilmeden yanlış davranışlardan korunmak mümkün olmaz.

Fıkıh kavramından söz ederken, karşımıza kaçınılmaz olarak “fakih” kavramı çıkıyor. Fakih kimdir? Günümüzde din adına konuşan popüler hocalara fakih diyebilir miyiz?

Fıkıh ilmini delillere dayanarak ortaya koyan ve bu konuda yeni meseleleri çözme melekesi kazanan kimseye fakih denir. Gerçek fakihin müctehid olması gerekir. Ancak, önceki müctehidlerin görüş ve fetvalarını naklederek, delillerini tartışarak tercihler yaparak fıkıh ilminde otorite olanlar da vardır. Burada delillere, vahiy ve sünnet kökenine bağlı kalarak fetva veren ve mesele çözen fakih İslâm’ın sınırları içinde kalmış, kendi hevasına göre fetva veren, bu sınırlara tecavüz etmiş olur.

Bugün için bir fakih ihtiyacından söz edebilir miyiz? Böyle bir ihtiyaç varsa, fakihler nasıl yetiştirilebilir?

Fıkıh ilmine her devirde ihtiyaç olmuştur. Müminler oldukça da buna ihtiyaç devam eder. İslâm günlük hayatta herkese hakkı olanı veren, haksızlığın karşısında olan bir dindir. Mü’minde “hak”, “haksızlık”, “zulüm” kavramlarının anlamı önce kendi hayatında şekillenirse başkasına örnek olur. Mü’min ne hak yer, ne de hakkını yedirir. İkisi arasında tercih yapmak zorunda kalırsa, hak yememeyi tercih eder.

Fakihin yetiştirilmesi, serbestçe ilim çalışması yapılan, vahiy ve sünnet çizgisinde araştırma yapan kurumlarda olabilir. Günümüz şartları bunu gerektirmektedir.

Hocam, hadis ilminde bir ravinin rivayet ettiği hadise güvenilip-güvenilemeyeceğini ortaya koyan bir takım şartlar var. Bunların başında da malumunuz hadis rivayet eden alimin amelî ve ahlâki durumunu inceleyen “adalet” şartı geliyor. Fıkıhta da hangi fakihin fetvasına güveneceğimizi gösteren böyle somut ölçüler var mı?

Elbette... İslâm adına Kur’an ve Sünnet’ten hüküm çıkarmak durumunda olanlarda şu şartlar aranır:

1. Arapça’yı iyi bilmesi
2. Kur’an ilmini özellikle hüküm ayetleriyle ilgili incelikleri iyi bilmesi,
3. Hadis ilmini, özellikle hüküm hadislerini bilmesi,
4. Üzerinde icma ve ihtilaf edilen konuların bilinmesi,
5. Kıyası bilmesi,
6. Hükümlerin amaçlarını bilmesi,
7. Doğru bir anlayışla takdir gücüne sahip olması,
8. En önemlisi iyi niyetli ve sağlam akide sahibi olması.

Kötü niyet zamanla düşünceyi de kötüleştirir. Bu yüzden büyük müctehidler fıkıhla meşgul olmazdan önce, ihlas ve takvalarıyla meşhur olmuşlardır. İhlaslı kimse gerçeği nerede bulursa bulsun kabul eder, taassub göstermez. Bu gibi fakihler: “Bizim görüşümüz doğrudur fakat yanlış da olabilir. Başkalarının görüşü yanlıştır, doğru da olabilir” demişlerdir.

Sizin çok rağbet gören ilmihal çalışmalarınız var. Neden ilmihal?

Bizim üç tane ilmihal çalışmamız oldu. İkisi ibadetlerle ilgili, birisi ticrat hayatı ile ilgili, bir diğeri ise aile hayatı ile ilgili. Son çıkan “İslâmi Ölçülerle Ticaret Rehberi” ise daha çok pratiğe yönelik olup, ticaretle uğraşan esnaf, sanatkâr ve sanayicilerin ve bu konuda bilgilenmek isteyenlerin günlük hayattan alınan uygulama örnekleriyle konuları daha iyi anlaması için kaleme alınmıştır.

Günlük hayatta dışa yansıyan ameller herkesi ilgilendirdiği için bunlardan önde gelenleri üzerinde ilmihal adı altında birkaç kelime yazmaya çalıştık.

İlmihalin sınırları dışında kalan, kişilerin çeşitli durumlarına göre değişiklik arzedebilecek teferruatlı konuları nereden öğrenmeliyiz? Herkes fıkıh kitaplarına başvurabilir mi?

İlmihal sınırları dışında kalan fıkıh usulü, hikmet-i teşri, muamelatın ve ukubatın diğer konuları için, günümüzde telif ve tercüme güzel eserler meydana geldi. Bunları toplumun ilim sohbetleri olarak okuması, müzakere etmesi mümkün.

Mesela; İmam Bükeyr şöyle diyor: “Ben, Muvatta’ı İmam Malik’in ilim, meclisinde en az 14 defa kendisinden dinledim.” Muvatta hüküm hadislerinin ve günlük hayatla ilgili sünnetin toplandığı güzel bir hadis mecmuası. Birara Abbasilerde kanun metni olarak uygulanması istenmişse de İmam Malik, bunun İslâm’ı daraltma anlamına gelebileceğini düşünerek muvafakat etmediği nakledilir. Günümüzde hadis kitaplarının pek çoğu Türkçe’ye çevrildi ve faydalı telifler meydana getirildi. Bunlardan günlük hayatta pratik değeri olan seçilerek sohbet kitabı gibi müzakere edilebilir.

Fakih geleneğinin kesintiye uğradığı günümüzde, kimlere fetva sorabiliriz? “Bilmiyorsanız zikir ehline sorun” mealindeki ayet-i kerime bu noktada devreye girebilir mi?

Fakih geleneği kesintiye uğradı mı? Her devirde fıkih ilmiyle uğraşan ve bu konuda derinlik kazanan kimseler olmuştur. Burada, ehil olanı yetiştirmek toplumun görevidir. Yetişmiş olanı arayıp bulmak ve güvenilir ilim adamına meselelerimizi sormak gerekir. Herkesin herşeyi bilmesi mümkün olmaz. Bu yüzden Kur’an-ı Kerim’de “bilmediğinizi bilenlere, ehl-i zikire sorup öğrenin” buyurulması bir metot ve yol göstermedir. Ehil olan kişi o konuda fetvayı verince, toplumun sorumluluğu kalkar.

Hocam, günümüzde mevcut fıkıh külliyatı üzerine yoğun eleştiriler var. Sizce bu eleştirel yaklaşım ve yapılan eleştiriler doğru mu?

Mevcut fıkıh eserleri üzerinde eleştirilerde haklı yönler bulunabilir. Çünkü bu eserler öncesinin problemlerini alıyor. Bunların günümüze uyarlanması ve yeni meselelerin de fıkıh usulü metotları çerçevesinde ele alınıp çözülmesi gerekir. Fakihler kendi dönemlerinde çıkan yeni bir meseleyi “biz bilemeyiz” diyerek askıda bırakmamıştır. Mesela; kan nakli, organ nakli, enflasyon, tüp bebek gibi eskiden bilinmeyen ancak günümüzde ortaya çıkan meselelerin çözülmesi gerekir. Bunların çözümü için ciddi araştırmalar günümüzde de yapılmıştır. Bunları yabana atmak doğru olmaz.

Bugün bazı hocalar, adına “selefilik” dedikleri bir tavır öneriyorlar. Yani, “fıkıh külliyatı yerine doğrudan Kur’an ve Sünnet’e başvurun” diyorlar. Ne dersiniz?

Selefilik, Hz. Peygamber ve dört halife dönemini esas almak anlamında ise buna kimsenin itirazı olmaz. Zaten dört mezhep imamı da o dönemi esas alarak problemleri çözmeye çalışmışlardır. Ancak bununla, bütün bir fıkıh mirası, dört mezhebin ve diğer bağımsız çalışmış müctehitlerin yorum ve ictihatları bırakılsın, yeniden Kitap ve Sünnet yorumu yapılsın görüşü kastediliyorsa, yüzyıllara yayılan güçlü bir fıkıh mirasını kenarda bırakmak akıllıca olmaz. Daha önce yapılan yorucu çalışmanın yerine, boşuna kaybedilecek büyük mesailer geçer ve bu durum yeniden vakit kaybettirebilir. Bunun yerine, önceki zengin fıkıh mirası üzerine yeni meseleleri bina etmek ve mirası geliştirmek daha isabetli ve akıllıca olmaz mı?

Hocam, son olarak, Allah’ın rızasını arayan bir mümine, hayatını yönlendirmede nasıl bir yol izlemesini tavsiye edersiniz?

Allah’ın rızasını arayan mü’minin, sağlam bir rehbere danışarak hayatını yönlendirmesi, öncelikle okuyacağı eserleri belirlemesi, bunları müzakere ederek amel etmeye çalışması uygun olur.

Süre sınırlı, yapılacak iş çok. Bu yüzden çok ayrıntıya dalmadan, kısa ve özlü eserlerden başlayıp önce bilgilenmek, sonra amel etmek ve sözlerin en güzeli olan Kur’an’ı tefsirlerinden anlamaya çalışmak mü’minin önde gelen işi olmalıdır.

Vaktinizi ayırdığınız ve kıymetli fikirlerinizi okuyucularımızla paylaştığınız için çok teşekkür ediyoruz hocam.

Ben de teşekkür ediyor, Allah’ın hoşnut ve razı olacağı ilim ve amele bizleri yönlendirmesini niyaz ediyorum.

Semerkand Dergisinden alınmıştır."