nakşi şeyhleri
xxl

Tasavvufa farklı bir bakış

Ana Sayfa

Mürşidden maksat
mürşidden, maksat, nedir, meznil, cami

 Mürşide gitmekten maksat, Allah rızasına ulaşmak, kötülükten kaçmak, hasta kalbe ilaç, garip gönle gerçek bir dost aramak, kısaca manevi bir hicret yapmaktır.
 Resûlullah (s.a.v) Efendimiz:
“Fitneler etrafı sardığı bir zamanda ibadete yönelen kimse, sanki bana hicret etmiş gibidir.”2 buyuruyor.
Bir mürşide giden kimse, fitneden kaçıp hak yolundaki cemaate koşmakta, isyandan kaçıp takvaya sarılmaktadır. Bu, Allah ve Resûlü için yapılmış bir hicret çeşididir. Bu hicretin sonu Allah rızasıdır.
Kâmil mürşid yeryüzünde en şerefli, en kıymetli, en gerekli ve en zor işi üstlenmiştir. O aynı zamanda en büyük bir emaneti taşımaktadır. Çünkü kâmil mürşid Hz Peygamber’in (s.a.v) varisi olarak takva imamlığını ve insanları terbiye işini yürütmektedir.

Mürşide gitmenin en önemli hedefi, bu iman ve irfan kervanına katılıp imanımızı muhafaza etmektir.

 Büyük veli İmam Kuşeyri (k.s), mürşidin gerekliliği hakkında şöyle diyor:
“Hakkı arayan kimse, bulunduğu yerde kendisini irşat edecek bir kimse bulamadığı zaman, irşatla görevli zamanının mürşidine gitmeli, onun bulunduğu yere hicret etmeli;
 yanında kalmalı, terbiye olup kendisine izin verilene kadar kapsından ayrılmamalıdır.”3
 Takva yolunda imam olan bir arifi sevmek ve desteklemek imanın bir parçasıdır. Şu hadis-i şerifteki müjdeye bakınız:
 “Kim Allah yolundaki bir imamı desteklemek ve yüceltmek için yanına giderse, o kimse Allah’ın himayesinde olur; bu uğurda göreceği her sıkıntının sevabını Allah verir.” 4

Kuran Sufilikten Nasıl Bahseder?

kuran,sufilikten, nasıl, bahseder
Bazı insanlar vardır, duyduğu her meselenin Kur’an ve sünnette geçip geçmediğini sorar. Onlarda anlatılmayan her şeyi dinin dışında sayar. Bu yaklaşım ilmi yetersizlikten kaynaklanır.
Tasavvufun manasını ve muhtevasını iyice incelemeden onu tenkit edenler ise ilkin şu soruyu sorarlar:
“Sûfî, şeyh, tasavvuf gibi kelimeler Kur’an ve sünnette geçiyor mu? Geçiyorsa göster, geçmiyorsa bunlar niye kullanılıyor? Onları dine ait bir kavram gibi göstermek doğru mu?”

Bu soruların cevabını anlamak için şu çok önemli:
Azıcık dini ilmi ve biraz insafı olan kimse bilir ki Kur’an-ı Kerim, hayatımız süresince kullandığımız bütün isim ve terimlerin bir arada toplandığı ansiklopedi değildir.
Kur’an, bir hidayet ve hakikat kitabıdır. Onda salihlerin ismi değil, sıfatları anlatılır. Kalbini Kur’an’ın emir ve yasaklarına açabilen ve ona inanan her mümin için, Kur’an’da bir ilim ve edep mevcuttur. Ondaki ilim ve edebi ancak Allah’a dost olanlar alır.
Kur’an, müminler için bir zikir sebebi ve şifa kaynağıdır. İçinde güzel ahlak anlatılmış ve müminler ona davet edilmiştir. Ayrıca, kötü sıfat ve ahlaklar zikredilip herkes onlardan sakındırılmıştır.
Kur’an, kendisiyle Yüce Allah’a ibadet edilen bir kitaptır, onunla hareket yönü belirlenir ve Cenab-ı Hakk’a gidilir.

Sünnet, Hz. Muhammed (s.a.v) Efendimiz’in bizzat hayatında Kur’an-ı Hakîm’in uygulanmış ve yaşanmış şeklidir.
Kur’an, Cenâb-ı Hakk’ın yeryüzüne emânet ettiği, her şeyi ölçecek en hassas bir teraziye benzer; sünnet bu terazinin göstergesidir, bir mihenk taşıdır; her meslek ve mesele onlarla ölçülüp değerlendirilir. Bu değerlendirmede güzel sıfatını alanlar güzel, çirkin hükmünü giyenler çirkindir.
O halde bize gereken, bir şeyin ismini değil, o ismi taşıyanların sıfatlarını Kur’an ve sünnette aramak ve onların verdiği nota bakmaktır.