semerşah turism



kalp ehli




kan kardeşim
hayrınıza vesile

ersey turizm, semerşah
Yandex.Metrica
Tasavvufa farklı bir bakış
Efkan Doğan

ŞEFAAT-İ UZMA, MAKAM-I MAHMUD ve ŞEFAAT

 

ŞEFAAT-İ UZMA, MAKAM-I MAHMUD ve ŞEFAAT KONUSU

         Şefaat, birisinin işi için aracı olmak, hatır ve yetkisini kullanarak darda kalan kimseyi sıkıntıdan kurtarmaktır.

Ahirette şefaat haktır. Allahu Teâlâ, bütün nimet, yetki ve şereflerin sahibidir. Hüküm ve karar sahibi O’dur. Cennet ve Cehennem O’nun emrindedir. Ancak O (c.c) bazı kullarının şeref, itibar ve derecesini artırmak, katındaki yakınlık ve dostluğunu göstermek için kendilerine bazı yetkiler verir; görevler yükler, şeref bahşeder. İşte şefaat da böyledir.

Allahu Tealâ, Hz. Peygamber A.S.’a hitaben şöyle buyurur: “Kendi günahın için ve mümin erkeklerle mümine hanımlar için mağfiret dile.“ (Muhammed/19)

Bu ayet-i celile’de işaret buyrulduğu üzere, Allah,  Hz. Peygamber A.S.’dan kendisi için ve müminler için dua etmesini istiyor. O’nun geçmiş ve gelecek günahları affolunduğuna göre, müminlere şefaatinin Allah’in izni ile mümkün olduğu görülüyor. (Tefsiru’n-Nesefî;)

         Şefaat Allahu Teâlâ’nın işine karışmak değildir. Şefaat izni ve yetkisi verilen bir kimseden şefaat istemek Allah’a şirk koşmak değildir. Şefaat, Allahu Teala’nın sevdiklerine bahşettiği bir şeref ve yetkidir. Şefaat, sevenlerin sevdikleri için aracı olup; naz makamında niyaz etmeleri, dostları adına gözyaşı dökmeleridir. Şefaat sevginin meyvesi, rahmetin esintisidir. Şefaat, Allahu Teala’nın kullarına bir hediyesidir.

Meşhur hadiste belirtildiği gibi, mahşerde bütün insanlık sıkıntı içinde kıvranırken dertlerini İlahi huzurda dile getirecek, kendileri için Allah’ın rahmetini isteyecek bir kimse ararlar. Önce, bütün insanlığın babası Hz. Adem Efendimize giderler. O bu büyük işi üstlenmez, başka bir peygambere gönderir. Hiçbir peygamber insanların adına söz söylemeye kendilerini layık görmezler, sonunda halkı Allah’ın Habibi, yaratılmışların en faziletlisi Hz. Muhammed (s.a.v) Efendimize gönderirler. Halk gelir, kendisinden rica ederler, ağlayıp dertlerini dile getirirler ve : “Şu sıkıntıdan bizi kurtarması için Yüce Allah’a sen yalvar!” derler.

O zaman Allah’ın Habibi (s.a.v) Efendimiz alemlerin Rabbinin huzuruna çıkıp secdeye kapanır. Sonsuz azamet ve rahmet sahibi Yüce Mevla’mız kendisine: “Ey Muhammmed! Kaldır başını; ne diyorsan söyle, sözün dinlenecek; şefaat et, şefaatın kabul edilecek; iste istediğin verilecek” diye hitap buyurur. (Buhari)

İşte bu “Makam-ı Muhmud”tur; en büyük şefaat yetkisidir. Hz. Rasulullah (s.a.v) Efendimiz, diğer peygamberlere verilmeyen beş şeyden birisinin de kendisine verilen umumi şefaat yetkisi olduğunu beyan etmiştir. (Buhari, Salat)

Muhammmed Raşid hz. (K.S) ise ;

Peygamberlerin kıyamette şefaatları vardır, hakdır. Bütün Peygamberler Hz. Muhammed Mustafa’ya (s.a.v.) şefaat talebinde ve kendi ümmetleri içinde şefaat ricasında bulanacaktır. İmanı olmayan kimse, Peygamberlerin şefaatından istifade edemez.

Ayrıca her peygamber, kabul edilecek duasını dünyada kullanmış iken; Hz. Rasulullah (s.a.v) Efendimiz, bu hakkı ahirette müminlere şefaat için saklamış ve Allah’a şirk koşmadan ölen herkesin bu şefaata ulaşacağını müjdelemiştir. (Tirmizi)

Enes (r.a) anlatıyor:

“Eş’ârilerden bir adam Hz. Rasulullah’a (s.a.v) yedi sene hizmet etti. Efendimiz (s.a.v) bir gün: “Onun bizim üzerimizde hakkı vardır. Onu çağırın da bize ihtiyacını bildirsin.” buyurdu. Adamı çağırdılar. Efendimiz (s.a.v): “İhtiyacını bize söyle, yerine getirelim,” buyurdu. Adam: “Ya Rasulallah! Bana sabaha kadar müsaade buyur; benim için hayırlı olanı nasip etmesi için Allahu Teala’ya yalvarayım.” dedi. Sabah olunca, Efendimiz’in (s.a.v) yanına geldi ve: “Ya Rasulallah! Sizden, kıyamet günü bana şefaat etmenizi istiyorum.” dedi. Bunun üzerine Rasululah (s.a.v):

“Allah, müminleri dünya ve ahirette sağlam söz (kelime-i tevhid) üzere sabit tutar.” (İbrahîm 14/27) ayetini okudu ve peşinden: “O halde, bu isteğinin gerçekleşmesi için çokça secde ederek bana yardımcı ol!” buyurdu (Suyutî, Mensur)

Namazın Şefaatine binaen Rasûlullah (a.s) buyurmuştur ki:

“Kul, güzelce abdest alır, namazını vaktinde kılar, rukû, secde ve diğer rukünlerini tam olarak yapar, vakitlerini güzel korursa, namaz kendisine: “Sen beni koruduğun gibi, Allah da seni korusun” der. Sonra, üzerindeki bir nurla semâya kadar yükselir. Allahu Teâlâ’nın huzuruna ulaşır ve sâhibine şefaat eder. Kul, namazın âdab ve erkânına riâyet etmeyip zâyi edince, namaz: “Sen beni zâyi ettiğin gibi, Allah da seni zâyi etsin.” der. Sonra, üzerinde bir zulmet bulunduğu halde semânın kapılarına kadar yükselir, kapılar kapanır (ileri geçemez). Sonra eski bir paçavra gibi dürülerek, sâhibinin yüzüne çarpılır.” (Beyhakî, Şuabu’l-İmân)

KISSA

Utbî isimli bir Allah dostu, hicrî üçüncü asrın başlarında Mescid-i Nebevî’de tanık olduğu bir olayı aktarır:

   “Hz. Peygamber A.S.’ın merkadindeyken birisi geldi. Kabrin karşısında durdu ve ‘selam olsun sana ey Allah’ın elçisi! Allah’ın, şayet onlar kendilerine zulmettikleri zaman sana gelseler buyurduğunu işittim. Ben de günahımın bağışlanması ve Rabbim’in huzurunda senin şefaatini kazanmak için sana geldim’ dedi ve sonra da şu şiiri okudu :

   ‘Ey cesedi toprağa gömülenlerin en hayırlısı!

   Senin pak teninin kokusundan buram buram kokmakta bu ovalar ve tepeler.

   Senin bulunduğun şu kabre canım kurban olsun!

   Cömertlik, onur ve dürüstlük bu kabirdedir

   Sen şefaati umulan şefaatçisin

   Ayakların kaydığı o Sırat Köprüsü’nde...’

   Daha sonra ayrılıp gitti. O sırada gözlerime bir ağırlık çöktü, uyumuşum. Rüyamda Hz. Peygamber’i gördüm. Bana şöyle diyordu: ‘Ey Utbî! O adama yetiş ve benim şefaatim sayesinde Allah’ın onu bağışladığını müjdele!’ Birden uyandım ve adamı aramaya başladım ama bulamadım.” (Beyhakî, Şuabü’l-İman;)

Bu yetki ile umumi bir şefaat eder. Büyük günah sahipleri dahil, zerre kadar imanı olan herkes bu nimetten istifade eder. Çünkü Efendimiz (s.a.v): Benim şefaatım ümmetimin büyük günah sahipleri için olacaktır.“ buyurmuştur. (Ebu Davud)

Ondan sonra sırasıyla Allah’ın şefaat izni verdiği peygamberler, melekler, alimler, salihler, şehidler ve izin verilen diğer kimseler mü’minlere şefaat ederler; Cehennem’i haketmiş mü’minlerin affı için Allah’a yalvarır, kurtuluşu için aracı olurlar. Allahu Teala da onların şefaatını kabul buyurur, şefaat edilen günahkarları affeder.

Enes b. Mâlik'in (r.a.) bildirdiğine göre Hz. Peygamber (s.a.v) şöyle buyurmuştur:

O kıyamet günü insanlar saf saf dizilir. Cennet ehli de saf saf olur. O sırada cehennem ehlinden bir kişi cennet ehlinden birine uğrar ve: Ey falan! Hatırladın mı sen su istemiştin de ben sana bir içimlik su vermiştim' der. (Bu iyiliğini bahane ederek şefaat diler). Adam, o kimseye şefaat eder. Yine cehennemlik olan bir başka adam, cennetlik olan bir başkasının yanından geçer ve ona, 'Sana abdest suyu verdiğimi hatırlıyor musun?' der. (Bu iyiliği için kendisine şefaat ister. O da hatırlar) ve ona şefaat eder."

Diğer rivayette şu kısım da vardır: Cehennemlik olanlardan biri cennetlik olanlardan birine gelir ve, 'Ey falan! Beni şöyle şöyle bir işe gönderdiğin günü hatırlıyor musun? Ben o gün senin için gitmiştim (Bu sözüyle şefaatini ister). Cennetlik olan kimse de ona şefaat eder.”  (ibn Mâce, Edeb)

Rasulullah s.a.v. buyurdular ki: “Kim bir mümin kardeşinin ihtiyacını görürse, mizanda amelleri tartılırken ben onun yanı başında dururum. Eğer sevabı ağır basarsa mesele yok, değilse onun için şefaatte bulunurum.” (Ebu Nu’aym, el-Hilye)

Bir gün Seyyid Abdülhakim Bilvânisî'ye (k.s),

"Efendim, bazı kişiler sizin münkirliğinizi yapıyorlar, hakkınızda ileri geri konuşuyorlar, bunlara siz ne dersiniz?" diye sorduklarında, hazret şu sohbeti yapmıştır:

"İmam Şâfiî (rah) der ki: 'Huzur-i ilâhîde Rabbim bana şefaat hakkı tanırsa önce münkirlerime şefaat edeceğim; çünkü onlar bizim manen terakki edip ilerlememize sebep oluyorlar.' Biz de bu büyük imam gibi diyoruz ki, bizi inkâr ederek manevî derece almamıza sebep olan kimselerin iyiliğine karşı iyilikle cevap vermemiz gerekir.

Alimlerin Şefaati:

Âlimlerimiz şefaati beş kısma ayırmışlardır: 1-Şefaat-i uzma. Bu, bütün halkın mahşerin dehşetinden kurtulması için yapılacak şefaattir. 2- Müminlerden bir grubun hesapsız cennete girmesi için yapılacak şefaat. Bunların ikisi sadece Hz. Peygamber'e (s.a.v) aittir. 3- Bazı cennetlik kimselerin derecelerinin yükselmesi için yapılan şefaat. 4- Azabı hak etmiş bazı kimselerin affedilip azaptan kurtulması için yapılan şefaat. 5- Cehenneme giren günahkâr müminlerin, hak ettikleri azabı tam olarak çekmeden ateşten çıkarılması için yapılan şefaat (Mütercim).

 Rasulullah s.a.v. buyurdular ki: “İki kişi benim şefaatımdan mahrumdur; zâlim başkan, dine bidat sokan Müslüman.”(Taberânî, Câmiu’l-Kebîr )

Başka bir şefaat hakkında Seyda hz. Buyurduğu üzere ;

Meleklerin şefaati vardir. Melekler zikir meclisinde bulunurlar. İnsanoğlunun Allah’ın rahmetinden ve meleklerin duasından istifade etmesi için Allah’ın anıldığı zikredildiği yerlerde bulunması onlara devam etmesi icap eder. Allah’ın anılmadığı yerlerden de uzaklaşması lazımdır ki meleklerin nefreti üzerine olmasın.

 Rasülullah s.a.v. buyurdular ki: “Allah Teala c.c. katında Kur’an-ı Kerim’den daha üstün derece bir şefaatçi yoktur!” (Taberani)

Peygamber Efendimiz (s.a.v) bir hadis-i şeriflerinde

altı garipten bahsetmiş:

1-Mescid, namaz kılmayanlar arasında;

2- Kur’an-ı Kerim, fâsıkın kalbinde;

3- Yine Kur’an, onu okumayan birinin evinde;

4- Müslüman- sâliha bir kadın, zâlim-kötü huylu bir adamın nikahı altında;

5- Müslüman- sâlih bir erkek, serkeş- arsız bir kadının yanında

6- Alim, onu dinlemeyen ve ilminden istifade etmeyen bir topluluk arasında

gariptir” buyurmuşlardır.

 Bir başka Hadiste de şöyle buyurmaktadır: "Kim Kur'an-ı okur ve onu iyice ezberlerse, helal kıldıklarını helal, haram kıldıklarını haram kabul ederse, ALLAH onu cennetine koyar ve cehennemlik olan yakınlarından on kişiye de şefaatçi yapar."

Sahabeden Abdullah b. Serah R.A. anlatıyor:

“Rasulullah’ın yanına geldim. Yemeğinden ben de yedim. ‘Ey Allah’ın Rasülü, Allah seni affetsin’ dedim. ‘Seni de’ buyurdu. ‘Senin için istiğfar ediyorum’ dedim. ‘Ben de sizin için’ buyurdu. Sonra da ‘Kendin için, mümin erkek ve hanımlar için istiğfarda bulun’ ayetini okudu.” (Buharî, Müslim)

Yine kaynaklardan öğrendiğimize  göre, rahmet peygamberi olarak ümmetinin bağışlanması için gece-gündüz, ibadetlerinin arkasından dua ederdi. Her yönüyle rehber olan Efendimiz A.S.’ın müminler için dua etmesi, hiç şüphesiz bizler için de bir örnektir. Mümin, mümin kardeşi için dua ettigi zaman aynı zamanda kendisi için de dua ediyor demektir.

 Bir hadis-i şerifte buyruluyor ki: “Kişinin mümin kardeşinin giyabında (yanında olmadığı halde) yaptığı dua kabul olunur. Bu kimsenin yanı başında görevli bir melek hazır bulunur ve her hayır dua ettiğinde ‘Amin! Allah aynısından sana da ihsanda bulunsun’ der.” (Buharî)

Kıssa

Şah-ı Nakşibend Hazretleri, ruhlarını teslim etmek üzere... İki elini kaldırıp duada: Yarabbi, benim yoluma gireceklere senden lütuf ve hayır isterim... Yarabbi, sana ahdediyorum: Bana bağlanacaklara ve benden hakkı öğrenip işleyeceklere şefaat etmedikçe bana başka bir iş nasip etme! Yarabbi, bu yolun yolcularına yardım et!. Ve ellerini mübarek ruhlarına sürüp vefat ettiler.

Anlıyoruz ki, bir mümin hem kendisinin hem de mümin kardeşleri için aynı anda dua edebiliyor. Sadece kendimize değil, ailemize, yakınlarımıza, dostlarımıza, komşularımıza ve bütün müminlere devamlı dua etmemiz gerekiyor. Müminlerin kardeş olduklarını düşündüğümüzde, herhalde hepimizin bunu seve seve yapması gerektiği anlaşılıyor. Zira müminin mümin kardeşi için dua etmesi, aynı zamanda paylaşma hissini, muhabbeti arttırır ve kardeşliği kuvvetlendirir.

Evet; rahmet peygamberi Efendimiz A.S.’ın şefaatine ulaşabilmek için, O’nun örneklediği üzere yaşamak ve her fırsatta salât ve selamlar okumak gerekiyor. O’nun örneklediği hayat, bizler için bir rehberdir. O rehbere samimi kalple bağlananların şefaatten nasibi olacağına göre, niye O’nun sünnetine uymayalım?. (Semerkand Dergisi)

Sahabeden İmran b. Husayn (R.A.);

Bir yerde şefaatten bahseder. Orada bulunanlardan biri ”Ey Ebu Nuceyd, sizler bize bazı hadisler söylüyorsunuz, ama biz Kur’an’da onların bir aslını bulamıyoruz!” diye karşılık verir. Bunun üzerine İmran b. Husayn (R.A.) kızar ve adama: “Sen Kur’an okudun mu?” diye sorar. Adam: “Evet” deyince, “Peki Kur’an’da öğle namazının dört rekat olduğunu ve kıraatın alçak sesle yapılacağını bulabilir misin?” Daha sonra namaz, zekat ve benzeri hususları sayar ve o şahsa “sen bunların tafsilatını Kur’an’da bulabilir misin? Bulamazsın, çünkü Allah’ın Kitabı bu konulara kısa ve genel değinmiştir. Bunların ayrıntısını Sünnet vermiştir.” der. (Şatibî)

ALLAH DOSTLARI (VELİLER)’İN ŞEFAATİ

Evliyaların yakın olan kimse onların safının içinde yer almış olur. Kurtuluşa da onlarla beraber erişir Öyleyse insan gayretli olup onların yolunda gitmekten geri durmamalıdır. Onları saflarından uzak kalmamalı ki, onlar  (Allah'a vasıl olunca) insan da onlarla birlikle olsunlar. İnsan onlara Tabı olursa, onlar da kıyamet günü huzuru ilahide o kişiye şefaatçi olurlar. Bu dünyada onlara yakın olan kimse, aynı yakınlığı ahirette de muhafaza eder, orada da onlara yakın olur. (Allah dostları: M.Raşid hz. (k.s)

İnsan sevdiği ve tabi olduğu kimselerle haşrolur. Kıyamet günü Allahu Tealâ herkesi imamı ile birlikte huzuruna çağırır. Kâmil mürşide tabi olan kimse mürşidi ve onun bağlı olduğu veliler ordusuyla birlikte mahşere gelir. Veliler, kendilerine verilen şefaat yetkisini önce tanıdıklarına kullanırlar.

“ Ona yapışmaya kadir değil isen, dostlarına yapış. Her ne kadar mertebede onlara yetişemezsen de, onlar sana şefaatçi olurlar.” (Dr. Ahmet Çağıl)

 

S. Muhammed Raşid hz. k.s;

"İnsan için her an tehlike mevcuttur. Bu tehlike alim de olsa, maneviyat ve makam sahibi de olsa, hatta Gavs, Kutbul arifin veya Abdallardan da olsa herkes için geçerlidir. Öyle ise insan hiçbir şeyine güvenmemeli, ne sofiliğine, ne de şeyhliğine güvenmeli ve son nefesine kadar, acaba imanımı kurtarabilir miyim, onu tehlikeden koruyabilir miyim? diye endişe duymalıdır

Mümin, hayatında tövbe etmediği günahlarından ya ölüm anındaki ıstırapla, ya kabir sıkıntısıyla, ya mahşerin dehşetiyle ya hesap anındaki ter ve korku ile, ya şefaat ve rahmetle ya da ateşle temizlenir, ondan sonra cennete gönderilir. Madem kalbi inkar ve isyan kirlerinden temizlemek farzdır, kirli kalple cennete girmek haramdır, öyle ise insanın en birinci derdi ve işi kalbi olmalıdır. Kalp, yüce Allah'ın nazar yeridir; O'nunla irtibat yerimizdir. Kalp, insanın hakikatidir. Âhirette fayda verecek tek şey selim kalp ve onunla yapılan salih amellerdir. (kulun Yolculuğu)

Gavs-ı Kasrevi hz, ise ;

Bir kimse Rabbû'l-âlemîn'in şefaat yetkisi verdiği sâdât'ı sever onların arkası sıra gidip onlara tâbi olursa, onlar da kıyamet gününde, huzuru Rabbû'l-âlemîn de, o kimseye şefaatte bulunurlar. Öyle ise insan bu zatlara yakın olmaya çalışmalıdır. Bu dünyada onlara yakın olan kimse, aynı yakınlığı âhirette de muhafaza eder. Orada da onlara yakın olur. Dünyada bu zatların arkasından giden, onlara yaklaşan kimse, âhirette de aynı hâle vâsıl olur. İnsan evliya-ullah'ın safına yaklaşıp onların safında yer almalıdır.(sohbetler)

Şefaat sadece kafirler ve küfrü yayan zalimler için yoktur. Onlara dünyadaki amellerinin bir faydası olmadığı gibi, yakın dostlarının da bir faydası olmayacaktır.

Gavs-ı Kasrevi hz, ise ;

İmanı olmayan kişi, Peygamberlerin şefaatından, evliyaların şefaatından istifade edemez. Ebedül ebed cehennem ateşinde kalır. Ona bir son ve kurtuluş da yoktur

Bir mürşid, her gün yapmakta olduğu zikirlerin, hayırların sevabını vefat eden mürid ve sevenlerinin ruhlarına hediye eder. Vefat eden bir mümini anne-babası, çocukları ve eşi unutabilir. Ona dua etmekten, onun için gözyaşı dökmekten usanabilir. Onu desteksiz ve hediyesiz bırakabilir. Ancak, bu mümini peygamberi unutmaz. Bulunduğu makamda devamlı dua, istiğfar ve şefaatıyla onu destekler. Hepsi cennete girene kadar, kendisini seven ümmetinin derdine düşer. İşte peygamber vârisi kâmil mürşidler de bu ahlâk üzeredirler. Onları Allah için sevenlerin gözü aydın olsun.

KAYNAKLAR = (Tefsiru’n-Nesefî; ) -(Buhari) -(Tirmizi)- (Suyutî, Mensur)- .” (Beyhakî, Şuabu’l-İmân)- (Ebu Davud)

.(Şa'rânî, Tenbîhül-Mujterrin)- (İbn Mâce, Edeb)- (Ebu Nu’aym, el-Hilye)- (Ebu'd-Derda)- (Mütercim)- ( Heysemî, Mecma’uz-Zevâid)

.”(Taberânî, Câmiu’l-Kebîr)- (Müsned)- (İ. Gazali y. Altın öğütler)- (Semerkand Dergisi)- (Şatibî)- (Allah dostları M.Raşid hz.)

(D.Ahmet Çağıl)- .(Reşahat)- .(Sohbetler)



kalpehli.com